Aktif KonularAktif Konular  Forum Üyelerini GösterÜye Listesi  TakvimTakvim  Forumu AraArama  YardımYardım  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş
Prof Dr Uğur Kaynak Özel
 DOHAD | FORUM | Prof Dr Uğur Kaynak Özel
Mesaj icon Konu: Sorular Cevaplar Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Sayfa   117 Sonraki >>
Yazar Mesaj
Misafir
Misafir
Misafir

Alıntı Misafir Cevaplabullet Konu: Sorular Cevaplar
    Gönderim Zamanı: 13-Ocak-2008 Saat 19:52

Değerli hocam, Aslına bakarsanız tuhaf sorular için forumda ayrı bir sayfa açmak gerekiyor. Mesela benim aklıma hemen böyle bir tuhaf bir soru  geliyor. (Gerçekleşme ihtimali ise % 0. Ama öte yandan da yerbilimci mantığıyla düşünme yeteneğimizi geliştirmeye katkısı % 100 olduğu muhakkak). Hipotetik olarak diyelimki Gökova-Amasya hattı büyük bir sürpriz yaparak tarihte ilk kez çalıştı hatta öyle bir çalıştı ki duramayarak Samsun yakınlarında bir yerlerden KAF ile buluştu. Yani bu durumda KAF ile Helenik yay arasında Z harfi biçiminde yeni bir bağlantı oluştu. Artık KAF, DAF ve  Helen yayı eski işlevlerine devam edebilirler mi? Yoksa Helen Yayı göreceli olarak daha büyük, ve sistemimzde daha baskın ve belirleyici olduğu için ona pek birşey olmaz da sadece KAF ve DAF görevlerinde yeni revizyonlar mı yapmak zorunda kalırlar ? Yoksa Anadolu' nun batıya kayma prosesi tümden değişir de yeni mini plakalar oluşur ve yukarı-aşağı (kuzey-güney) yönlü mü kayarlar?

 

Hazır  konu açılmışken bir tane daha..Şu bizim kayak yapmaya gittiğimiz güzel Uludağ’ımız eski bir Volkan. Bize Ortaokul derslerinde sönmüş bir yanardağ diye okutmuşlardı ellerinden öptüğüm öğretmenlerimiz..  Genel olarak sönmüşlüğü veya aktifliği hangi kriterlere göre belirleniyor veya hiçbir şekilde belirlenemiyor da, bütün volkanların her an için yeniden patlama yapabileceği gibi bir volkan yasası mı geçerli onu bilemiyorum ama volkanolojide* bilgim kıt olsa da depremin birinci kuralıyla analoji kurup bu şekilde olabileceğini kuvvetle tahmin edebiliyorum. Depremin birinci yasası ise şu idi; bir yerde geçmişte filanca büyüklükte bir deprem olmuşsa (orası artık sabıkalı olduğun), bundan sonra orada en az o büyüklükte bir deprem beklenilebilir..! Zamanını ise ancak yüce Mevlâm bilebilir..! Ama yüce Mevlâm bize de akıl ihsan eylemiş, kafamızı çok çalıştırırsak belki bir gün hepsini olmasa da bazılarının zamanlarını kaba da olsa biz de bilebiliriz. Ben buna inananlardanım. Bu arada Uludağ’ımız  iyice soğuyarak sorumun devamını bekliyor. Aman canım nasıl olsa milyon sene beklemiş biraz daha bekleyiversin demeden hazır konu sıcak iken soruma devam edeyim. İşte bu Uludağ’ımızın nasıl olsa kendi kendine patlayacağı yok deyip de tepesinden mağmasının yakınlarına kadar hipotetik olarak biz deliversek ( Sakın ola Bursa’lılar bizi tepelemeye hazırlanmasınlar, böyle bir şey de olası değil, biraz aşağılara kadar delinebilse bile belirli bir derinlikten sonra o sıcaklığa dayanacak nitelikte delme ucu malzemesi henüz mevcut değil.) Bugün için her düşündüğümüzü uygulamaya koyamıyoruz ama düşünmesi hâlâ serbest. Bu  durumda Bursa’nın alüvyonal ovalarının altından transit giden KAF’ımızın güney kolunun, sistemin basıncını** düşürerek yavaşlatır veya durdurabilir miyiz?

 

* Ben Uğur hocama  ...Ege deki “volkan” ve “volkanitler” konusunda soru yönlendirirken volkanitleri ufak çaplı birer volkan olarak düşünmüş ve o anlamda sormuştum. Ama verdiği yanıttan  volkanitlerin volkanlar tarafından püskürtülen kümülatlar olduğunu artık öğrenmiş bulunuyorum. Kendisine çok teşekkür eder ve huzurlarınızda düzeltirim...

 

 ** PETKİM Yardımcı İşletmeler Ünitesi’nin de Enstruman Şefliğini uzun yıllar yaptığım için oradan biliyorum. Orada bizim Buhar Kazanları’mızın (6 adet) basıncı aşırı yükselir ve operatör de bunun farkına varamazsa diye düşünülüp, basınç değeri belirli değere geldiğinde otomatik olarak görsel ve işitsel alarm veren (kulakları sağır edercesine bağıran) ve duruma otomatik müdahale eden inter-lock sistemimiz, buna ilaveten bu durumdan haberdar olan operatör belki sisteme hızlı müdahale edemez diye düşünülerek, buhar basıncı değeri biraz daha yükseldiğinde otomatik olarak yani kendiliğinden açılan safety valve (emniyet vanası) larımız ve kazan içindeki basıncı yeniden regüle etmek için de “relief valve” lerimiz vardı bu soru da oradan çağrışım yaptı. Bu arada bana Buhar Kazanları dersini ilk olarak veren, İTÜ nün efsanevi hocalarından Prof.Dr.Fikret Narter’i rahmetle anıyorum. Çok işime yaradı doğrusu...

                                                                                                                         Saygılar...



Düzenleyen irfan aydınoğlu - 13-Ocak-2008 Saat 20:05
IP
ugur kaynak
DOĞA HAREKETLERİ ARAŞTIRMA DERNEĞİ
DOĞA HAREKETLERİ ARAŞTIRMA DERNEĞİ
Simge
Dohad Onur Üyesi

Kayıt Tarihi: 09-Eylül-2007
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 1562

Alıntı ugur kaynak Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 14-Ocak-2008 Saat 16:16

Değerli hocam, Aslına bakarsanız tuhaf sorular için forumda ayrı bir sayfa açmak gerekiyor. Mesela benim aklıma hemen böyle bir tuhaf bir soru  geliyor. (Gerçekleşme ihtimali ise % 0. Ama öte yandan da yerbilimci mantığıyla düşünme yeteneğimizi geliştirmeye katkısı % 100 olduğu muhakkak). Hipotetik olarak diyelimki Gökova-Amasya hattı büyük bir sürpriz yaparak tarihte ilk kez çalıştı hatta öyle bir çalıştı ki duramayarak Samsun yakınlarında bir yerlerden KAF ile buluştu. Yani bu durumda KAF ile Helenik yay arasında Z harfi biçiminde yeni bir bağlantı oluştu. Artık KAF, DAF ve  Helen yayı eski işlevlerine devam edebilirler mi? Yoksa Helen Yayı göreceli olarak daha büyük, ve sistemimzde daha baskın ve belirleyici olduğu için ona pek birşey olmaz da sadece KAF ve DAF görevlerinde yeni revizyonlar mı yapmak zorunda kalırlar ? Yoksa Anadolu' nun batıya kayma prosesi tümden değişir de yeni mini plakalar oluşur ve yukarı-aşağı (kuzey-güney) yönlü mü kayarlar?

Yanıt: Eğer Afrika Levhası durmaz veya yön değiştirmezse Helen yayı ve DAF işine devam eder. Eğer Arabistan Kuzeye doğru yürümekten vazgeçmezse KAF işine devam eder. Araya girerek “bana da bi oturaklık yer açın” diyen Amasya Gökova Fayı,  Helenik yaya daha içeriden bir bağlantı kurarak işine bakar. Fayla ayrıldığı için iç Anadolu’nun batısında kalan yeni mini levhaya Yunanistan hemen sahip çıkarak

-İşte. Ben dememişmiydim. Biz Helenlerle İyonlar zaten akrabayız. Levha tektoniği bile İyonyayı Anatolia’dan ayırdı.

Çığırtkanlığı yapar.

Hazır  konu açılmışken bir tane daha..Şu bizim kayak yapmaya gittiğimiz güzel Uludağ’ımız eski bir Volkan. Bize Ortaokul derslerinde sönmüş bir yanardağ diye okutmuşlardı ellerinden öptüğüm öğretmenlerimiz..  Genel olarak sönmüşlüğü veya aktifliği hangi kriterlere göre belirleniyor veya hiçbir şekilde belirlenemiyor da, bütün volkanların her an için yeniden patlama yapabileceği gibi bir volkan yasası mı geçerli onu bilemiyorum ama volkanolojide* bilgim kıt olsa da depremin birinci kuralıyla analoji kurup bu şekilde olabileceğini kuvvetle tahmin edebiliyorum. Depremin birinci yasası ise şu idi; bir yerde geçmişte filanca büyüklükte bir deprem olmuşsa (orası artık sabıkalı olduğun), bundan sonra orada en az o büyüklükte bir deprem beklenilebilir..! Zamanını ise ancak yüce Mevlâm bilebilir..! Ama yüce Mevlâm bize de akıl ihsan eylemiş, kafamızı çok çalıştırırsak belki bir gün hepsini olmasa da bazılarının zamanlarını kaba da olsa biz de bilebiliriz. Ben buna inananlardanım. Bu arada Uludağ’ımız  iyice soğuyarak sorumun devamını bekliyor. Aman canım nasıl olsa milyon sene beklemiş biraz daha bekleyiversin demeden hazır konu sıcak iken soruma devam edeyim. İşte bu Uludağ’ımızın nasıl olsa kendi kendine patlayacağı yok deyip de tepesinden mağmasının yakınlarına kadar hipotetik olarak biz deliversek ( Sakın ola Bursa’lılar bizi tepelemeye hazırlanmasınlar, böyle bir şey de olası değil, biraz aşağılara kadar delinebilse bile belirli bir derinlikten sonra o sıcaklığa dayanacak nitelikte delme ucu malzemesi henüz mevcut değil.) Bugün için her düşündüğümüzü uygulamaya koyamıyoruz ama düşünmesi hâlâ serbest. Bu  durumda Bursa’nın alüvyonal ovalarının altından transit giden KAF’ımızın güney kolunun, sistemin basıncını** düşürerek yavaşlatır veya durdurabilir miyiz?

Yanıt: Hayır. Olası değil. Zira:

1-KAF’ı ya da Uludağı göz önüne alarak KAF’ın güney kolunu çalıştıran etmen yeraltındaki saran basınç değildir. Siz bu düşünsel eyleminizi gerçekleştirdiğinizde “eğer hâlâ orada ise” Uludağı bir zamanlar besleyip büyüten magma odasının saran basıncını bu tahliye musluğu ile düşürebilirsiniz.

2-Yanal atımlı fayları çalıştıran etmen genel tanımlaması ile paralel veya antiparalel tanjansiyel kuvvet vektörleridir. Yani saran basınç değildir. Bu kuvvet vektörleri aynı yönde paralel olduklarında aralarında kuvvet farkı olması bile faylanma için yeterli bir neden oluşturur. Bu kuvvet vektörlerine sizin yapacağınız sondajın basınç düşürmesi hiçbir etki etmez. Çünkü “saran basınç” ve “kuvvet çifti” sebep ve sonuç bakımından farklı şeylerdir. 

* Ben Uğur hocama  ...Ege deki “volkan” ve “volkanitler” konusunda soru yönlendirirken volkanitleri ufak çaplı birer volkan olarak düşünmüş ve o anlamda sormuştum. Ama verdiği yanıttan  volkanitlerin volkanlar tarafından püskürtülen kümülatlar olduğunu artık öğrenmiş bulunuyorum. Kendisine çok teşekkür eder ve huzurlarınızda düzeltirim...

Verdiğim bütün yanıtları kelimesi kelimesine okuyup değerlendirdiğiniz için ben de teşekkür ederim. Küçük volkan konilerine Tali Volkan, İkincil Volkan, Parazit Koni falan gibi isimler takılmıştır.

 

 ** PETKİM Yardımcı İşletmeler Ünitesi’nin de Enstruman Şefliğini uzun yıllar yaptığım için oradan biliyorum. Orada bizim Buhar Kazanları’mızın (6 adet) basıncı aşırı yükselir ve operatör de bunun farkına varamazsa diye düşünülüp, basınç değeri belirli değere geldiğinde otomatik olarak görsel ve işitsel alarm veren (kulakları sağır edercesine bağıran) ve duruma otomatik müdahale eden inter-lock sistemimiz, buna ilaveten bu durumdan haberdar olan operatör belki sisteme hızlı müdahale edemez diye düşünülerek, buhar basıncı değeri biraz daha yükseldiğinde otomatik olarak yani kendiliğinden açılan safety valve (emniyet vanası) larımız ve kazan içindeki basıncı yeniden regüle etmek için de “relief valve” lerimiz vardı bu soru da oradan çağrışım yaptı. Bu arada bana Buhar Kazanları dersini ilk olarak veren, İTÜ nün efsanevi hocalarından Prof.Dr.Fikret Narter’i rahmetle anıyorum. Çok işime yaradı doğrusu...

Allah rahmet etsin Maviş gözlü İstanbul Beyefendisine. Bu arada Talat Hocanın da mekan değiştirdiğini hatırlıyorum. Ona da rahmet diliyorum.

Uğur Kaynak
IP
Misafir
Misafir
Misafir

Alıntı Misafir Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 14-Ocak-2008 Saat 18:03

A tribute  

Hocam, maviş gözlü Fikret hocam zaten o zamanlarda çok yaşlıydı. Sırf birkaç kişi daha birşeyler öğrenebilsin diye o yaşta evinde oturmaz hergün İstanbul'dan İzmit'e gider gelirdi. Ama Talat Hocam o ihtiyar görünümüne rağmen o kadar da yaşlı değildi. İyi ki söylediniz duymamıştım öğrenmiş oldum ama bu defa da çok üzüldüm doğrusu. Elveda Rumeli dizisinde onu görür gibi oluyordum. 7 dil bilirdi. Hocam, falanca kelimenin İngilizcesi ne? desek hemen söylerdi. Arapçası, Fransızcası, Almancası, İtalyancası, Portekizcesi ne desek yine söylerdi. Biz işi azıtıp da peki Çin'cesi nedir hocam? diye sorunca da, Arnavut olduğundan çok kızar kıpkırmızı olur "elinizin körü" derdi. Onu geçmişte bir kez de gıyabında biz öldürmeye kalkmış ama başaramamıştık, şöyle ki; hocalarımızın çoğu İzmit'e İstanbul'dan geldikleri için çoğu zaman geç kalırlardı. Bazen sabah ilk saatlerdeki derslere geç gelirlerdi. Bazen ilk ders kaynardı. Bizler de o zamanlar çok uyanığız ya hocasına göre ilk yada ikinci derse giderdik. Talat hocam en uzaktan geldiği halde hiç sektirmezdi. Bostancı'dan binen geç kalırken Talat Tuncer daha ilk trenle yetişirdi. Bunu bildikleri için onun derslerini hep ilk saatlere koymuşlardı zaten. Hocam siz niye hiç geç kalmıyorsunuz diye sorunca "ben gelmezsem öldü bilin" deyivermişti. Bize bu laf söylenir mi hiç? Günlerden bir gün baktık ki Talat Hoca ilk derse gelemdi. Bahçede hemen maça başladık. Nasıl olsa gelir dedik. Yol kapanmıştır da tren gelememiştir nasıl olsa. Talat Hoca gelmemezlik etmez.Baktık ki ikinci derse de gelmedi, "Talat Hoca öldü" dedik. Daha sonra bir de baktık ki hocalar toptan geliyorlar. Meğer Rumen bandıralı İndependata gemisi infilak etmiş İstanbul 'da tüm trafik birbirine girmiş de ondanmış. Okul çıkişı her hafta perşembe pazarına çıkar file file yükü İstanbul'a taşırdı. (Fakat çok unutkan olduğundan hepsini trende unuturmuş.) Çoğunlukla da istasyona kadar filelerini ben taşırdım. Vermemek için mücadele eder elinden zor kapardım. Hatta bazen sırf muhabbet için hocam bende İstanbul' a gidiyorum der, hiç bir işim yokken (çünkü akşam vakti) gider tekrar geri dönerdim. Yıllar sonra İstanbul'da tesadüfen karşılaştığımızda nasılsın oğlum Aydınoğlu İrfan diye hatırlamıştı.Yan sınıfımızdaki Makina'cılara Prof.Dr.Nurettin İyigül gelirdi. Güler yüzlü olmasına rağmen biz onu hiç sevemedik. Sebebi de biz patıskayı yırtarak Talat Hocanın analiz, differansiyel denklemler derslerinden ancak 50 ile geçebilirken Makina'cıların hepsi Nurettin hocanın, hepimizin bir dakikada çözebileceği türden lise ayarındaki matematik sorularından yüksek notlar alıp sınıf geçmeleriydi. Neredeyse hepimizi matematik mühendisi yaptı. Allah gani gani Rahmet eylesin...
 
Hocam, sanırım Aykut Barka'yı okuyunca Talat hoca aklınıza geldi ve bana yazdınız. Neredeen nereye? Depremden üç beş gün sonra bir TV kanalında kırığın Hersek deltasını kesip kesmediği tartışılıyordu. Ertesi gün arabama atlayıp doğru Altınova üzerinden oraya gittiğimde Aykut Barka ve ekibi oradaki bir trench' in içinde küçük kağıtlara birşeyler yazıp trench' in duvarına çiviliyorlardı. Hemen bende aşağı indim. Yazdıklarına bakıp bakıp da hiç birşey anlamadım. İlk saatler köylüler hep trench'in başında idi. Birkaç saat sonra ortalarda yalnızca ben kalmıştım. Baktılar ki benden öyle kurtuluş yok birşeyler açıkladılar yine pek birşey anlayamadım. Ben o zamanlar sonucun ne çıkacağıyla ilgiliydim. Yemeklerini benimle paylaştılar. Kahvede hep beraberce çay içtik. Bu arada köylüler beni de birşey zannedip bana da soru soruyorlardı. Hiç bozuntuya vermiyordum. Karanlık olana onların kadar peşlerinden ayrılmadım. Onların arasına karışıp askeri araziye bile girdim. Toprakta ve oradaki bir gölün içine doğru yönelen kısa kırıklar vardı. Aykut Barka bana onların esas deprem kırığı değil de tansiyon çatlakları oldunu anlatmak için yarım saat uğraşmıştı.  Ona da Allah Rahmet eylesin yaşasaydı herşey çok farklı olurdu. Çünkü o durmadan çalışıyordu. Çalışkanlık bulaşıcısır. Bugünküleri de peşinden sürüklerdi...
Saygılar...


Düzenleyen irfan aydınoğlu - 14-Ocak-2008 Saat 20:11
IP
ugur kaynak
DOĞA HAREKETLERİ ARAŞTIRMA DERNEĞİ
DOĞA HAREKETLERİ ARAŞTIRMA DERNEĞİ
Simge
Dohad Onur Üyesi

Kayıt Tarihi: 09-Eylül-2007
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 1562

Alıntı ugur kaynak Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 15-Ocak-2008 Saat 14:44

Gelelim Uludağ'a.

Doğu - Batı doğrultusunda neredeyse 50 km , kuzey - güney doğrultusunda yaklaşık 25 km taban hesaplayın. Böyle bir volkan konisi olur mu? Rüzgar altı bölgelere kül gönderince böyle yamaç oluşmuyor. Strato volkanitler ve tüfitler oluşuyor. Öyleyse asimetrik yapının bir nedeni olmalı. Evet nedeni belli.Tabanında bir fay var. Bu Fay, bir zamanlar açıldığında ve de tam oralarda bir magma odası da hazır beklerken, adeta karasal bir yarık erupsiyon gibi üç beş km aralıklarla boncuk gibi dizilen volkanlardan kül +lav+ piroklastik + ney fışkırtmaya başlamıştı. İşte böylece bu asimetrik dev volkan oluşmuş oldu. Bu bizim KAF ve DAF üzerinde şööööyle üç boyutlu bir Google Earth gezintisi yaparsanız, birdenbire fay izinin kaybolduğunu ve önünüze kocaman bir dağın çıktığını görürsünüz.  Bizim saf dadaş köylümüz treni ilk gördüğünde arkadaşına şöyle tanımlamış:

 

-Dağları delip geçir, Ovaları süzüp geçir. Aşık Kerem gibi dumanı de tepesinden tütir.

 

Bizim KAF ve DAF 'da öyle yapirdi. Ne oldi onlara?

 

Yanıt: Öncelik meselesi. Eğer dağ daha önceden orada idiyse, sonradan orada çalışmaya başlayan bir fay onu kesip geçecektir. Ama eğer fay çalıştıktan sonra fay çatlağından çıkan volkanitler bir koni oluşturmuşlarsa, bu kez de faydan genç olan volkan konisi fayı örtecektir. Bu nedenle Uladağ, KAF'ın güney kolunun marifeti olup ondan daha gençtir. Güney yamacındaki Soğukpınar Köyü’nün çeşmesinin üzerinde de ARÇELİK BUZ yazar. Ne biçim volkan bu?  

 

Uğur Kaynak
IP
özcan cabbar
Yönetici
Yönetici
Simge
DOHAD YÖNETİM KURULU

Kayıt Tarihi: 06-Eylül-2007
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 1076

Alıntı özcan cabbar Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 03-Mart-2008 Saat 16:19
Hocam merhaba,
 
Arzu hanımın yolladığı bulut görüntülerine bakabilir misiniz?böyle bir oluşum için siz ne düşünürsünüz acaba..
 
Belki İrfan bey de bir meteorolog olarak görüşlerini paylaşır bizimle,(İrfan beyi meteoroloji uzmanı diye biliyorum umarım yanlış hatırlamıyorum?)
IP
Misafir
Misafir
Misafir

Alıntı Misafir Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 18-Mayıs-2008 Saat 18:27
Siyasette dar alan paslaşmaları devam ediyor, çıkmaz sokaklarda açma-kapama senaryolarıyla patinaj çekiyoruz.... Miyop gündeme boğulmak yerine gelin hep beraber okyanusa açılalım ey engin sular aşığı okur, sıradışından sıradakilere ! bakalım...

 

Birkaç gün önce Myanmar veya eski ismi ile Burma’da meydana gelen kasırganın bilançosunun 100 bin ölüye ulaşabileceği açıklandı, yaralı, kayıp ve inanılmaz ölçüdeki maddi hasar ise hesabın dışında...

 

Yönetime karşı halk ayaklanmaları, din adamlarına uygulanan baskı haberleriyle sık sık gündeme gelen Burma halkı yoksul ama çok zengin petrol ve doğalgaz yataklarına sahip. O halde Burma’da sürekli sokak olayları, kaos çıkması da boşuna değil mi acaba?! Burma’da yaşanan son doğal afet nedeniyle yoksul ülke kelimenin tam anlamıyla ‘dünyanın efendilerine’ teslim olmuş durumda.

 

Şimdi, ‘komplo teorisi’ kapsamında bir soru soralım, acaba benzeri afetler, ‘efendiler’ tarafından söz dinlemez ölümlüleri terbiye etmek veya rafta beklettikleri bir siyasi projeyi güçlendirici ‘vuruş’ olarak ‘suni’ yaratabilirler mi? (Ki aynı soru 17 Ağustos depremi sonrasında Türkiye’de de tartışılmıştı)

 

Bu arada ne alakası var ise... ‘Sürekli sıcak tutulan Marmara fayında ürkütücü hareketlilik uyarıları’ geldi aklıma...

 

Bu seriden komplo senaryoları çok sayıda kurguya, kitaplara da konu olmuştu sanırım. Neyse, fazla zorlamadan tekrar sorumuza dönelim; acaba benzeri afetler, ‘efendiler’ tarafından söz dinlemez ölümlüleri terbiye etmek veya rafta beklettikleri bir siyasi projeyi güçlendirici ‘vuruş’ olarak ‘suni’ yaratılabilir mi?

 

Cevabı arar iken ‘internet’te bakın neler buldum, projenin adı HAARP... (1999 Ağustos ayında yayınlanmış bir makale, aynen aktarıyorum)

 

HAARP. Bu harfler, ABD’nin askeri projelerinden biri olan ‘’High Frequency Active Auroral Research Program’’ isminin baş harfleri... Adından görüldüğü gibi yüksek frekansla ilgili bir program bu.

 

HAARP gizli bir proje de değil. Internette HAARP’in kendi web sitesi bile var.

 

Bu proje Alaska’da Gakona askeri üssü yakınlarında, ABD Hava ve Deniz Kuvvetlerince gerçekleştiriliyor. Resmi amacı, iyonosferde araştırma yapmak.

 

Amerikalı askeri yetkililere göre, HAARP şunları gerçekleştirecek:

 

1-Atmosferdeki termonükleer araçların elektromanyetik vuruşlarını değiştirmek,

2-Denizaltılarla haberleşmeyi kolaylaştırmak,
3-Radar sistemlerini son derece geliştirmek,
4-Çok büyük bir bölgede, ABD ordusu dışında tüm haberleşmeyi durdurmak,
5-EMass ve Cray bilgisayarları ile ortaklaşa, toprağın altını çok derinlere kadar incelemek,

6-Büyük alanlarda petrol, doğalgaz ve mineralleri tespit etmek,

7-Cruise füzeleri gibi her türlü saldırı silahı ve uçağı havada imha etmek.

 

Bu projeye karşıt olan Amerikalı bilim adamları da var, bunun son derece tehlikeli olduğunu savunuyorlar. Çünkü, onlara göre, HAARP öylesine bir güç haline gelebilir ki, elinde tutan dünyanın tartışmasız hakimi olur.

 

Projenin karşıtlarından biri olan Prof. MacDonald’a göre, elektromanyetik teknoloji bakın daha neler yapabilir:

 

1-İklimleri değiştirebilir,

 

2-Kutupları eritebilir veya yerinden oynatabilir,

 

3-Ozon tabakası ile oynayabilir,

 

4-Deprem yaratabilir,

 

5-Okyanus dalgalarını kontrol edebilir,

 

6-Radyasyon yaymayan termonükleer patlama oluşturabilir. Dehşet değil mi?

 

Ancak, Amerika Hava Kuvvetleri, iklimlerin kontrolünü amaçlayan ‘Spacecast 2020’ projesi ile ilgili olarak ‘Çevreyi değiştirme teknikleri ile bir başka ülkeyi yok etmek veya zarara uğratmak yasaktır’ açıklamasını da yapmış durumda.

 

ABD Başkanı Bush, ‘Yeni Dünya Düzeni’ cümlesini kullanırken, acaba sadece, siyasi anlamda mı bunu söyledi dersiniz?

 

Bu kadar... Sıkıcı gündemin arka bahçelerinde sıradışı fikir uçuşmaları yaptık efendim...                   09.05.2008

 
Bugün tatil günü olduğundan site bomboş.Ne giren-çıkan var,ne de yazı yazan. Herkes ya tatile gitmiş, ya da rehavet içinde. Böyle günleri fırsat bilip fantastik bir konuda seyahat etmeye ve biraz fikir cimlastiği yapmaya ne dersiniz? yukarıda alıntıladığım Güler Kömürcü hanımın yazısı da biraz eski ve uçuk. Fakat şöyle geriye doğru bir bakacak(flash-back) olursak ne hikmetse (en azından)Endonezya depreminden beri nerede bir felaket olsa ABD herkesten önce uçak gemileriyle(!)oraya yardıma koşuyor. Yine nedense hiç bir devlet, yardıma son derece muhtaç olduğu halde onun yardım etmesini istemiyor. Adeta veba mikrobundan korkar gibi dehşete düşüp, aman yardım mardım istemem, eksik olsun senin yardımın(!)diyor... Felaketlerin üzerinde dolaştığı ülkeler ise ilginç bir tablo oluşturuyor, Ekonomik kalkınma ivmesini hızlandıran ülkeler tam rahata erecekken, nereden geldiği belli olmayan bu felaketler o ülkelerin kafalarına bir balyoz gibi vuruyor. Örneğin yarın öbür gün patlayacak ABD-İran sürtüşmesine ABD' ye karşı çıkacak olan caydırıcı ülkelerin en önemlilerinden biri kim? Çin. Ne tesadüf, o da şimdi felaketle uğraşıyor. Çin Hükümeti,felaket karşısında aciz davranışı sebebiyle ağır eleştiriler altında. Dış siyasete olan direnci minimuma inmiş durumda. Şimdi, karşımıza bir sorular yumağı çıkıyor. Belki de 5-10 yıl sonra kendiliğinden meydana gelecek olan Çin' deki depremi, 6 yıl önceki Endonezya depremi yoluyla tetiklenmiş olabilir, yoksa depremden az bir süre önce dışardan yapılan bir etkiyle mi tetiklendi? Bu depremin, son 5-6 aydır hareketlenen Girit dalma-batma zonuna etkisi olur mu? Olursa ne kadar ya da ne zaman olur? Soruları çoğaltmak mümkün... 
 
NOT:Yüksek frekans tekniği konusunda bazıları bugün dahi çözülemeyen birçok gizemli icadın sahibi olan Nikola TESLA*, 1943 ün ocak ayında bir otel odasında ölü olarak bulunduktan sonra FBI bütün çalışmalarına el koydu.15-20 yıl süreyle ne hakkında oldukları dahi anlaşılamayan bu çalışmaların bazıları sonradan ABD' li bilim adamları tarafından çözüldü ve HAARP gibi karanlık projelere temel oluşturdu. Sırbistanda bugün müze olarak kullanılan Tesla'nın evindeki bazı dökümanları elde etmek için KGB ve CIA, çok daha önceden adeta birbirleriyle kıyasıya mücadele etmişlerdi. Tesla'nın belgelerinin bir kısmı Rusya'dadır. Ve Yüksek frekanslı elektromagnetik dalgalarla iyonosferle etkileşim yaratıp hava koşullarını değiştirme deneyleri ilk defa 1976 yılında Sovyetler Birliği tarafından denenmiştir...Nikola Tesla nın "Earthquake Machine"(deprem makinası) adlı kitabı günümüzde internet üzerinden satılmaktadır...
 
*Eski Yugoslavya şimdiki Sırbistan'ın, Smiljana köyünde, 9 Temmuz 1856'da doğdu. Bir hiçken, bilim dünyasının en üst noktasına yükseldi . Babası Papazdı. Hiçbir zaman okuyup yazamamasına rağmen, annesi halk arasında pratik ev aletleri mucidi olarak bilinirdi. Annesine göre Tesla,  yaratıcı, dahî olmaya adaydı. Tesla 6 yaşında sarılık hastakığı geçirdikten sonra cisimleri 4 boyutlu olarak görmeye ve algılamaya başldı.4 boyutlu olarak çizdiği (kendi tasarladığı) projeler bugün ancak bilgisayar yardımıyla anlaşılabilmektedir...
 
Saygılar...
 


Düzenleyen irfan aydınoğlu - 19-Mayıs-2008 Saat 10:37
IP
Misafir
Misafir
Misafir

Alıntı Misafir Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 21-Mayıs-2008 Saat 16:02
 DENİZ ORTADAN İKİYE AYRILIYOR(MUŞ)...
 
1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11
Deniz%20ortadan%20ikiye%20ayrıldı!%201
 
Hazreti Musa'nın Kızıldeniz' i ortadan ikiye ayırdığı mucizenin bir benzeri Güney Kore'de yaşanıyor...


Düzenleyen irfan aydınoğlu - 21-Mayıs-2008 Saat 16:06
IP
Misafir
Misafir
Misafir

Alıntı Misafir Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 21-Mayıs-2008 Saat 17:32

Serdar Turgut' dan Celal Şengör'e itiraz..

Sismikhaber' de yukarıdaki başlıkla alıntılanan makalede Akşam Gazetesi yazarlarından Serdar Turgut, Celal Şengör'ün ard arda gelen felaketlerin " rastlantısal olarak" yorumlamasını eleştiriyor ve makalesinin sonucunu 2012' ye kadar daha çok felaketler yaşanacak şeklinde isim belirtmese de olayları  üstü kapalı olarak Niburu-Marduk gezegenine bağladığı (arif olanlarca) anlaşılıyor. Felaketlerin insan eliyle yaratıldığını düşünen çok sayıda " komplo teorici" olmasına rağmen astrologların (!) yorumlarına bakarak 2012 yılında yörüngesi dünya ile kesişecek bir gezegenin varlığına inanmak için herhalde insanın tanınmış bir köşe yazarı filan olması gerek...                                                                   Saygılar... 



Düzenleyen irfan aydınoğlu - 21-Mayıs-2008 Saat 18:02
IP
hakki demirel
Üye
Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 07-Mayıs-2008
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 102

Alıntı hakki demirel Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 23-Mayıs-2008 Saat 01:28
 Bir turunu 3600 yılda tamamladıgı varsayılan marduk gezegeni yörüngesinin dünya ile kesişmesine 2012-2008=4 yıl kalmış  ise bu gezegeni daha cok önceleri çıplak gözle görmemiz gerekirdi.Tabi ısık hızı üssü ısık hızı gibi hareket etmiyorsa...
IP
Misafir
Misafir
Misafir

Alıntı Misafir Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 24-Mayıs-2008 Saat 09:19
Çok haklısınız Hakkı bey, hikmeti kendinden menkul astrologların saçmalamalarını makale konusu yapan genel yayın yönetmeni köşe yazarların (Serdar Turgut) gazete sütunlarını işgal ettikleri bir devirde yaşıyoruz. Ya elektrik yüksek mühendisi enerji bakanımızın son yumurtladığı parlak fikre ne buyurulur? 100 Watt' lık ampul yerine 20 Watt'lık tasarruflu ampul kullanırsak Keban Barajımızın bir, düzeltiyorum iki yılda* ürettiği elektrik enerjisi kadar tasarrufumuz olacakmış. Yüzyılın en parlak buluşu bu! Bu arada ben de onlardan aşağı kalırmıyım hiç. Çok parlak bir icadım var. Patentini almayı bile düşünüyorum. Fayların yırtılma yerlerini yorgan iğnesi ile dikersek İstanbul Depremi' ni önleyebiliriz. Buyrun buradan yakın...                                        Saygılar...
 
* hayır enerjiye zam filan gelmedi doğrusunu yeniden gazeteden okuyarak öğrendim. Bu ampul bizim bildiğimiz pilipis (Philips) marka ampil değil. AKEPE marka ampulmüş meğerse...Koşun tükenmeden siz de alın. Kapanın elinde kalıyooor...
 
 
Enerji bakanı Hilmi Güler: "Değişen 1 ampul yılda 2 Keban Barajı kazandırır"
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, Enerji Verimliliği projesinin önemini vurgulayarak, herkesi evindeki 100 watlık ampülü 20 watlıkla değiştirmeye çağırdı. Bakan Güler, bunun yapılması halinde 2 Keban Barajı yapmaya yetecek tasarruf sağlanacağını söyledi. 
İstanbul, 23 Mayıs 2008 16:03


Düzenleyen irfan aydınoğlu - 25-Mayıs-2008 Saat 20:41
IP
Misafir
Misafir
Misafir

Alıntı Misafir Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 24-Mayıs-2008 Saat 13:48
Hocam, aşağıdaki haritalardakidaki depremcik kümelenmelerini göz önüne alırsak (fayların devamlılığı-sürekliliği tartışmasını bir kenara bırakarak..) bir Marmara Adası açıkları- Biga-Edremit açıkları depremi, ya da Yalova açıkları-İmralı-Bandırma-Biga-Edremit açıkları çizgiselliği depremi olasılıklar dahilinde midir? Fayların geometrisi böyle bir deprem üretmeye izin verir mi? Yoksa mekanik kurallarına göre böyle bir çizgisellik oluşsa bile, hatta, etkin kuvvet vektörünün yatay- düşey bileşenleri uygun açıda bir çizgisellik oluştursalar bile faylar öyle tren rayları gibi makas değiştiremezler mi? Ya da geçmişte birkaç kez böyle bir deprem olmuş olamaz mı? Çünkü son 1 yıllık depremcik kümelenmesi oldukça pattern değiştirmeye başladı...yeni ve garip kümelenmeler oluşmaya başladı, Kuzey kolun üzerindeki çizgisel depremcik dağılımı gün geçtikçe (sanki bir silgi ile) silinmeye başladı. Acaba diyorum, oluşan bu yeni duruma göre yorumlarımızı da yeniden bir revizyona tabi tutabilirmiyiz?  saygılar...
 
Not: Arkadaşlar öyle tuhaf tuhaf yüzüme bakmayın. Burası FORUM' un tuhaf sorular sayfası değilmi? Mars' ta deprem olursa Marmara faylarını tetikler mi diye bile sorabilirim. Hatta siz isterseniz " Nasreddin hoca yellendi diye Akşehir' de deprem olmuşmudur?" diye de sorabilrsiniz.. (Forumun bu sayfasını bazı uçuk soruları sorarken deli damgası yemiyeyim diye güvenli bir liman olarak açmıştım... Bu sayfada garip sorular sormak serbest ve fakat yanıtlarda mantıklı olmak mecburiyeti vardır. Lütfen bu sayfayı mantıklı sorularla boşuna işgal etmeyiniz...)         Saygılar... Son%201%20Yıl                                                   
Son%2030%20Gün


Düzenleyen irfan aydınoğlu - 25-Mayıs-2008 Saat 00:50
IP
ugur kaynak
DOĞA HAREKETLERİ ARAŞTIRMA DERNEĞİ
DOĞA HAREKETLERİ ARAŞTIRMA DERNEĞİ
Simge
Dohad Onur Üyesi

Kayıt Tarihi: 09-Eylül-2007
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 1562

Alıntı ugur kaynak Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 25-Mayıs-2008 Saat 10:27
İlahi İrfan Bey,
 
Çok Güldüm. Çok, fakat sağlıklı yaşayın.
 
Öncelikle hocalık damarım tuttu ya. Hemen itiraz ediyorum:
 
-Yorgan iğnesi olmaaaz. Çuvaldız. Çuvaldız.
 
Gelelim mavi yazılı uçuk kaçık sorularınıza:
 
Evet burası tuhaf sorular meydanı. Siz de tuhaf sorular sormak istemişsiniz. Fakat ne yazık ki sorularınız son derecede mantıklı. Bunun da cin gibi farkındasınız. O zaman da ne yapmışsınız. Hoca Nasruddin'den yadım istemişsiniz.
 
Olsun. Sorularınız kabul edildi:
 
Son bir yıldır Marmara Denizinin kuzeyinde oluşan depremciklerde azalma, güneyinde oluşan depremciklerde artma olgusu, gözle görülecek kadar belirgin olmaya başladı. Fakat bu türden istatistiksel sorularıma yanıt veren sevgili Tanzer Apaydın şimdilerde kendi seçimi doğrultusunda  forumda yer almıyor. Benim  de uğraşacak vaktim yok. Acaba desem, bu depremcikleri tarayıp da 2000 yılından sonraki Marmara  depremciklerinin kuzey-güney dağılımlarının orantısını (belki de grafiğini) içinizden (İrfan Aydınoğlu, Gürkan Andaç veya Birsen Gedik... gibi muhasebatı  kavi, hendesatı möhkem arkadaşlar) aralarında anlaşıp içlerinden birini görevlendirerek (boş zamanlarında) bana hediye ederler mi? diyorum.
O zaman daha net konuşma hakkımız olur.
 
Sizi motive edecek bir sır vereyim. Eğer Sevgili Üşümezsoy bu araştırmayı bizden önce yapmış olsaydı kıyameti koparırdı!
 
Marmara Adası - Biga Açıkları - Edremit biraz şüpheli, yani olasılık sıfırdan farklı. Ama diğer şeçenek,  Yalova açıkları-İmralı-Bandırma-Biga-Edremit açıkları çizgiselliği tektonik olgulardan soyutlanamaz ve daha yüksek olasılık içerir.
 
Fayların tren rayı gibi makas değiştirmesi olayı her zaman için rastlanılması kolay bir olgudur. Hatta makas değiştirirken raydan çıkan depremlerimiz bile var (1.Mayıs 2003 Bingöl Depremi)
 
Sizi rahatsız eden garip kümelenmeler ise, genellikle Kuzey batı-Güney doğu doğrultulu ikincil sıcak sürüklenim depremleridir. Ben artık onlara fazla önem vermemeye başladım. İnşallah Hab-Gaflet değildir.


Düzenleyen ugur kaynak - 25-Mayıs-2008 Saat 10:32
Uğur Kaynak
IP
Misafir
Misafir
Misafir

Alıntı Misafir Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 25-Mayıs-2008 Saat 13:52

Hocam, diğer kümelenmeye yani: Marmara Adası-Biga Açıkları-Edremit çizgiselliğne bende zayıf bir olasılık olarak bakıyordum zaten. Üstelik Biga civarındaki depremciklerin neredeyse hepsi 3,0 büyüklüğünde. Acaba bunlar gerçek birer deprem olmayıp o civarda bolca olduğunu bildiğim maden, taş ocağı ve bir de son zamanlarda yöreye hurraaaa..altına hücum..! diyerek akın eden yerli-yabancı talancılar kaynaklı dinamt patlamaları sonucu da olabilir. Zaten altın çıkmadan önce kimselerin önem vermediği bir il olan Çankkale' nin şehirlerarası yolu bile köy yolu gibi olan Bursa- Bandırma Çanakkale karayolu 10 senedir duble yol yapılmaya çalışılıp da bir türlü bitirilremiyordu. Bugün Çanakkale ili her bakımdan Şırnak'tan bile geridir. Tarihi film çekmek isteyenlere benden bir tüyo. gitinler filimlerini o yörede çeksinler. Oraların köyleri hala köy.Havası-suyu -şimdilik de olsa- temiz. Boğaz manzaralı eve özenip de parası yetmeyenler İstanbul' daki gecekondusunu satıp Çanakkale Boğazı' ndan üstelik o parayla 2 adet birden boğaz manzaralı daire satın alabilirler. Manzarası çok daha güzel.(Siz bile Çanakkale Boğazının oluşumunu anlatmamıştınız ya, neyse yine sizi kızdırmıyayım. İstanbul Boğazı' nın oluşumunu dünyada en iyi Uğur Kaynak açıklıyor iken bırakınız Çanakkale Boğazının oluşumunu da başka biri izah ediversin (!). Nasıl olsa siz üçlü eklemlerle bir kapı açtınız ya... Eh, artık böylesine ihmal edilmiş yöreye yerleştirilen sismograflar da hem seyrek (sayıca yetersiz) üstelik oradan-buradan çıkma, eski model ve bir de kalibrasyonsuzsa, oradaki depremcik kümelenmesi tümden sanal da olabilr. Fakat insanın bilgisi kıt olunca sezgisi kuvvetli mi oluyor bilinmez, ben deprem tahminimi yine de o civarlar için vermiştim. Henüz birşey çıkmadı. İnşallah hiç gerçekleşmez de ben yalancı çıkayım.( Amin..!) Bir de 1983 de ben oralarda büyüklüğü 6 ya yaklaşan bir deprem yaşamıştım. Bu civardaki kısa-kısa faylar zaman zaman bu büyüklükte deprem üretebiliyorlar. Ben Gümüşçay- Karabiga açıkları merkezli bir deprem olasılığı sezinliyorum.                      Saygılar...



Düzenleyen irfan aydınoğlu - 25-Mayıs-2008 Saat 15:26
IP
ugur kaynak
DOĞA HAREKETLERİ ARAŞTIRMA DERNEĞİ
DOĞA HAREKETLERİ ARAŞTIRMA DERNEĞİ
Simge
Dohad Onur Üyesi

Kayıt Tarihi: 09-Eylül-2007
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 1562

Alıntı ugur kaynak Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 25-Mayıs-2008 Saat 16:50
Sevgili İrfan Aydınoğlu,
 
Yazınızı "sezinliyorum" diye bitirmeniz beni çok sevindirdi. Zira bu denli "teknik bilgil"lerle donatılmış bir amatör sismolog arkadaşımda, bir de "sezinleme yetisi" peyda olursa artık "yürü be arkadaşım kim tutar seni" moduna girmez mi kendileri?
 
İyi de bu çok özel amatör sismolog arkadaşıma tekrar hatırlatmak zorunda kaldığım bir yazımdan söz etmem gerekiyor burada:
 
Hatırlar mısınız? Gelibolu yarımadasını Tekirdağ açıklarına yapıştırdıktan sonra cart diye bu günkü yerine getiren Ganos Fayının ettiklerini haritalamış ve sizlere hediye etmiştim. O çalışmamda Çanakkale boğazının da İstanbul Boğazı gibi aynı etkinlikle açıldığını fakat bu Ganos+Gaziköy faylanmaları dolayısı ile üçlü eklemlerin 120 derecelik köşelerinin sadece bir adedinin Nara Burnu köşesinde göründüğünü yazmıştım. Bence yeterli bir açıklamaydı. Daha fazla ayrıntıya girdiğimde hata yapma olasılığım artacaktı. Kabul buyurunuz.
 
 
 
Uğur Kaynak
IP
isikpot
DOĞA HAREKETLERİ ARAŞTIRMA DERNEĞİ
DOĞA HAREKETLERİ ARAŞTIRMA DERNEĞİ


Kayıt Tarihi: 04-Eylül-2007
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 1087

Alıntı isikpot Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 25-Mayıs-2008 Saat 17:06
Hocam,
Son zamanlarda bir kuşku düştü içime, affınıza sığınarak köşenizde bu kuşkumu yazacağım. Sevgili İrfan Arkadaşımız gerçekten amatör mü? Benim kafam almıyor bu kadar bilgi sahibi olmasını, düşünün sizinle konuşabiliyor, hata yok, bilmediği yok,  yoksa kendisi meslekten biride bize mi öyle söylüyor?
İrfan Bey, soruyu Uğur hocama sordum niye size sormadım diye merak etmeyin, siz olsa olsa, "hayır ben gerçek amatörüm " diyeceksiniz. Zaten bir kez daha size bu  kadar çok şeyi nasıl biliyorsunuz demiştim sizde yanıtlamıştınız, arada geçen zamanda değişiklik olmayacağına göre, Uğur hocam  bu defa daha doğru gibi geldi bana.
sevgiler saygılar
IP
Misafir
Misafir
Misafir

Alıntı Misafir Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 25-Mayıs-2008 Saat 17:15
Sayın Işıkpot. Ben yalnızca bir amatörüm. Bir parça bir şeylerr öğrenip sökebildiysem emin olunuz ki sebebi sadece ve sadece curiosity. (merak) Saygılarımla...

Düzenleyen irfan aydınoğlu - 25-Mayıs-2008 Saat 17:16
IP
ugur kaynak
DOĞA HAREKETLERİ ARAŞTIRMA DERNEĞİ
DOĞA HAREKETLERİ ARAŞTIRMA DERNEĞİ
Simge
Dohad Onur Üyesi

Kayıt Tarihi: 09-Eylül-2007
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 1562

Alıntı ugur kaynak Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 25-Mayıs-2008 Saat 18:20
Sevgili Işık Pot,
 
Şakayla karışık Aşkolsun yani. İrfan Bey de yerbilimci olunca, al gülüm ver gülüm mü yapıyoruz burada?
 
Bakın siz beni zorladınız. İrfan beyden çok özür dileyerek onun yerbilimci olmadığını tek örnekle burada ispatlayacağım. Daha iki hafta önce tanıştığım İrfan Beyi bu seviyeye getirinceye kadar neler çektiğimi bir ben bilirim.
 
Bu aşağıda verdiğim örneği dilerseniz çoğaltabilirim. İrfan beyin heme her cümlesini "Hayır" diye yanıtlamışım. Sanırım bu örnekler onun yerbilimci olmadığının yeterli kanıtıdır.Tek virgülüne dokunulmadı. Buyurun:
 

Sevgili İrfan Aydınoğlu,

Bu tersten çalışan doğrultu atımlı gizli faylar’ı ben size tam olarak anlatamadım. Bu nedenle bu anlaşılmaz gibi görünen fayların gizemini çözmek sizde bir saplantı halini aldı. Acaba şöyle örneklesem yakalar mıyım? Böyle sorsam tamam der mi hoca gibi arayışlara giriyorsunuz. Bir gün buluşup da kağıt-kalem ve diğer animasyon araçları ile anlatmadıkça bunu çözemeyeceğiz. Bakın aşağıdaki arayışlara verdiğim yanıtlar ne kadar olumsuz. Aşağıdaki paragrafı saklayın. Bir gün bu sorunu çözdüğünüzde neden her sözünüze itiraz ettiğimi anlayacaksınız.

 

Hocam, “tersten çalışan doğrultu atımlı gizli faylar” İzmir Körfezi, Karaburun ve Sığacık Körfezi arasında bulunan, bir kısmı karada bir kısmı denizde uzanan Urla Fayı, Tuzla Fayı,İzmir Fayı diye adlandırılan; doğrultusu KD-GB ve KKB-GGD dan K-G istikametine değişen doğrultularda uzanan Karaburun, zeytindağ-Bergama ve Tuzla doğrultu atımlı faylarımıdır? Hayır Bu faylar KKB-GGD ve KD-GB dan K-G istikametine dönmeye çalışırlarken mi ters fay bileşeni kazanmaktadırlar? Bir fay yön değiştirmekle ters fay bileşeni kazanamaz.  Bu fayların ters yönde bileşene de sahip oldukları güncel depremlerin odak mekanizması çözümleri tarafından da destekleniyor mu? Odak mekanizması çözüm küreleri ile tersten çalışan fay ayırt edilemez. Sadece doğrultu atım verir. Bu faylarla ilgili olarak İzmir Körfezinde yapılan sismik yansıma çalışmalarında elde edilen kesitlerde de görülmesi gerekir. Sismik yansıma kesitleri doğrultu atımlı düşey faylarda başarılı sonuçlar veremez. Sismik yansıma kesitlerinin yorumunda pozitif çiçek yapısından da bahsediliyor. Burada bir de pozitif çiçek yapısının varlığı mümkün müdür? Hayır. Bunların dışında Foça-Çandarlı Körfezi açıklarında, Alaçatı açıklarında ve Kuşadası açıklarında da bunlara benzer faylar var. Bunlar da tersten çalışan doğrultu atımlı gizli faylar mıdır? Hayır. Çünkü bunları yeryüzünden görmektesiniz. Halbuki tersten çalışan fayların gizli olanları yeryüzünden görülemezler. Ancak gizli olmayanları görülebilir. Bu da bilinen tektonik doğrultularla özdeşleşmiş olmalarındandır. Bu saydıklarımın dışında Ege Bölgesi’ nde karada da tersten çalışan doğrultu atımlı gizli faylar mevcut mudur? Olmaz mı hem de görünen veya görünmeyen 49 adet var. Bu fayların uzunlukları ne kadar olabilir? 600 km kadar olabiliyorlar Sol yanal atımlı olabilirler mi? Evet. Sıfır sürüklenim çizgisinin güneyindekiler sinistral.  GPS vektörleri bu lokasyonda saat yönünün ters istikametinde GB’ ya doğru 30 mm/yıl yer değiştirme göstermektedir. Bölgede KD-GB gerilme ve D-B sıkışma rejimi birlikte hüküm sürdüğüne göre (O nasıl oluyor? Mekanik olarak böyle bir şey mümkün olabilir mi?) bizim tersten çalışan doğrultu atımlı gizli faylar GPS vektörlerine dik olacak şekilde çalışmalıdır (?) Bir fayın bir stres vektörüne dik olması durumunda ya normal fay ya da ters fay oluşur. Yani kompresyonel stres vektörüne dik faylar eğim atımlı ters faylardır. Ya da dilatasyonel stres vektörüne dik faylar ise eğim atımlı normal faylardır.                                                                                                                     Saygılar…



Düzenleyen ugur kaynak - 25-Mayıs-2008 Saat 18:22
Uğur Kaynak
IP
Misafir
Misafir
Misafir

Alıntı Misafir Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 25-Mayıs-2008 Saat 19:02
Hocam, siz ne diyorsunuz öyle? Başka konularda çuvallasaydım gam yemezdim de bu tersten çalışan doğrultu atımlı gizli faylar ( O KADAR ÇOK MARFETİ VAR Kİ, bu hain fayın İSMİNİ KOYARKEN BİLE ZORLANMIŞSINIZ, Baksanıza hem gizli olacak hem tersten çalışacak( ters fay) hem doğrultu atımlı olacak hem de grabenlerin egemenliği altındaki bir gerilim rejiminde günümüze kadar yeryüzünde hiç mostra vermediği için Ezelden beri iyice gizlenip dünyadaki tüm yer bilimcileri atlatan bir fay türünden bahsediyoruz burada arkadaşlar. Uğur hocam, oturduğu yerden sırf düşünce gücüyle onu nasıl keşfetmiş onu bile anlayamıyorum.) konusu apayrı bir fenomen. yeryüzünün başka yerlerinde böyle Batı Anadolu' daki gibi sinsi ve haince  icra-i sanat eyleyen bir fay türü var mı? Bırakın A.E, Ş.Ü C.Ş, N.G yi de siz söyleyin allahaşkına Zaviye Amca' mın ( Xavier Lé Pichon)  bile bu faydan haberi varmı dır acep? Zihnimde bir şeyler oluştu ama bu fay türünü halen daha tam olarak beynimde canlandırmış değilim. anlayabilen varsa beri gelsin...Yani aslında ben iyi çalışmıştım ama Uğur Hoca bana en kazık sorusunu sordu. o yüzden bilemedim, kem küm... saygılar...

Düzenleyen irfan aydınoğlu - 25-Mayıs-2008 Saat 19:07
IP
isikpot
DOĞA HAREKETLERİ ARAŞTIRMA DERNEĞİ
DOĞA HAREKETLERİ ARAŞTIRMA DERNEĞİ


Kayıt Tarihi: 04-Eylül-2007
Konum: İstanbul
Gönderilenler: 1087

Alıntı isikpot Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 25-Mayıs-2008 Saat 19:25
Yok Hocam Estağfurullah, öyle demek istemedim, ama  eğer siz  İrfan Bey ile tanıştıysanız, kendisinin gerçek bir amatör ve dünyalı olduğuna kefilseniz, bana şapka çıkarmak kalıyor, ki başından beri yapıyorum o işi. Sevgiler, Selamlar,
Sizede sevgiler selamlar İrfan Bey.
IP
Misafir
Misafir
Misafir

Alıntı Misafir Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 25-Mayıs-2008 Saat 19:35
Sağ olun sayın Işıkpot, ben zaten amatördüm ve bu yaştan sonra da amatör kalmaya devam edeceğim. Ama amatörlük aşağılayıcı bir sıfat değil ki. Neden ben öyle demek istememiştim filan diyorsunuz. Ben vakti zamanında Türkiye 2. liginde futbol da oynamıştım. Orada öyle amatörler vardı kı isteselerdi Galatasaray ' da Fenerbahçe ' de ya da BJK' ta rahatlıkla futbol oynayabilirlerdi ve eminim ki el üzerinde tutulurlardı. Bu bir tercih meselesi. Gocunacak birşey değil ki. Uğur hocam, ben onu ne seviyelerden aldım nerelere getirdim demek istiyor. Doğru da söylüyor. Şımartmamak için de en çarpıcı örneği seçmiş. Sağ olsun. Siz asıl dünyalı mı değil mi diye Uğur hocamdan şüphe ediniz. Zira onun bulup da ortaya attığı şeyler öyle yenilir yutulur türden değil, insanı hayretler içerisinde bırakıyor, dünyadan birkaç ışık yılı ötedeki çok gelişmiş uygarlıklarla iletişim kurup onların ansiklopedilerinden filan alıntı yapıyor olmasın sakın? Beyninin ancak % 0.1 ini kullanabilen biz zavallı fanilerin kolayından bulup da ortaya çıkartabilrceği türden şeyler değil onunkiler...Saygılar

Düzenleyen irfan aydınoğlu - 25-Mayıs-2008 Saat 20:14
IP
Sayfa   117 Sonraki >>
Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Konuyu Yazdır Konuyu Yazdır

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums version 8.05a
Copyright ©2001-2006 Web Wiz Guide

Bu Sayfa 0,281 Saniyede Yüklendi.